|
T. C GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri Tahsilat Grup Müdürlüğü
Sayı:B.07.1.GİB.4.34.20.01/288-3058 10.04.2007-3930 Konu: Borçlunun ölümü halinde amme alacağının mirası reddetmemiş mirasçılardan aranılması ve borçlunun ölümünden evvel başlanılmış olan muamelelere devam olunması
………………….. VERGİ DAİRESİ MÜDÜRLÜĞÜNE
İLGİ:07.03.2007 tarih ve 6714 sayılı yazınız.
İlgi’de kayıtlı yazınızda; daireniz mükelleflerinden ………………….. vergi kimlik numarasında kayıtlı ……………………….’un seyyar satıcılık (simitçi) faaliyetinde bulunmakta iken 15.05.2006 tarihinde vefat ettiği, 89.456,34 YTL vergi borcu bulunduğu, borçların 2000 ve 2001 vadeli olduğu, ödeme emirlerinin 2000, 2002, 2003 yıllarında tebliğ edildiği, haciz varakalarının da icra servisine intikal ettirildiği,
Adı geçenin mirasçılarının mirası reddettiklerine dair Dairenize herhangi bir müracaatlarının olmadığı, ……………. Sulh Hukuk Mahkemesi ile yapılan yazışmanızdan da ………………… varisleri adına açılmış veraset davasına rastlanılmadığı, yine aynı şahsın Rıhtım Veraset ve Harçlar Vergi Dairesi Müdürlüğünde mükellefiyet kaydına rastlanılmadığının bildirildiği ayrıca murisin mirasçılarının belirlendiği ancak veraset ilamı çıkarılmadığından miras hisselerinin tespit edilemediği,
Bahsi geçen şahsın, Dairenize olan borçlarından dolayı kanuni mirasçıları hakkında takibata geçilebilmesi için miras hisselerinin tespit şekli ve takibata mirasçılar adına ödeme emri tanzim edilmek suretiyle mi başlanması gerektiği hususunda tereddüde düşüldüğü belirtilerek Başkanlığımızdan görüş talep edilmektedir.
Bilindiği üzere, 6183 sayılı A.A.T.U.H. Kanunun 7. maddesinde “Borçlunun ölümü halinde, mirası reddetmemiş mirasçılar hakkında da bu Kanun hükümleri tatbik edilir. Borçlunun ölümünden evvel başlamış olan muamelelere devam olunur. Terekenin bir mahkeme veya iflas dairesi tarafından tasfiyesini gerektiren haller bu hükmün dışındadır.
Mirasın tutulan defter mucibince kabulü halinde, mirasçı, deftere kaydedilmemiş olsa dahi amme alacağından mirastan kendisine düşen miktar ile mesuldür.”denilmektedir.
213 sayılı V.U.K.’nun 12. maddesinde ise “Ölüm halinde, mükelleflerin ödevleri, mirası reddetmemiş kanuni ve mansup mirasçılarına geçer. Ancak, mirasçılardan her biri ölünün vergi borçlarından miras hisseleri nispetinde sorumlu olurlar.” hükmü yer almaktadır.
Medeni Kanunun 606. maddesinde de “Miras üç ay içinde reddolunabilir. Bu süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendiklerini ispat etmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri; vasiyetname ile atanmış mirasçılar için mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten işlemeye başlar.”
Aynı Kanunun 610. maddesinde “Yasal süre içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız ve şartsız kazanmış olur. Ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçı, mirası reddedemez.
Zamanaşımı veya hak düşümü sürelerinin dolmasına engel olmak için dava açılması ve cebri icra takibi yapılması, ret hakkını ortadan kaldırmaz.” hükümleri yer almaktadır.
Diğer taraftan; bahsi geçen Kanunun 539. maddesine göre, mirasçılar miras bırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak kanun gereğince kazanırlar. Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, miras bırakanın ayni haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanır ve miras bırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar. Bu intikalin hukukumuzdaki esası külli halefiyet prensibidir.
Birden çok mirasçı bulunması halinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler (MK 640).
Külli halefiyette mirasın kendiliğinden iktisabı ilkesi geçerlidir. Buna göre külli halef olan mirasçılar, miras açıldığı anda terekedeki taşınmazları tescile, taşınırları teslime, alacakları ile temlike gerek olmaksızın kendiliğinden iktisap ederler. Buna göre külli halef olan mirasçı mirasın açıldığı anda ayni bir hak kazanmış olur.
Külli halefiyette terekenin tamamının intikali söz konusudur. Bunun sonucu olarak külli halef olan mirasçıya sadece terekedeki aktifler değil pasifler yani murise ait olan borçlar da geçer. Cüzi halefiyette ise terekenin tamamı değil terekeye dahil muayyen bir mal intikal eder. Bunun sonucu olarak cüzi halef olan mirasçı tereke borçlarından dolayı sorumlu tutulamaz. Bu mirasçı tereke borçları ödendikten sonra kalan net tereke üzerinde hakkını kullanabilir.
Medeni Kanunun 495. maddesinde “Miras bırakanın birinci derece mirasçıları, onun altsoyudur. Çocuklar eşit olarak mirasçıdırlar.
Mirasbırakandan önce ölmüş olan çoçukların yerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır.”,
Yine aynı kanunun 499. maddesinde “ Sağ kalan eş, birlikte bulunduğu zümreye göre mirasbırakana aşağıdaki oranlarda mirasçı olur: 1. Mirasbırakanın altsoyu ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte biri, … eşe kalır.” denilmektedir.
İlgi yazınızdan ………………………..’un vergi borçlarının 2000 ve 2001 vadeli oldukları, ödeme emirlerinin ise 2000, 2002, 2003 yıllarında tebliğ edildiği, haciz varakalarının da icra servisine intikal ettirildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, ölümden önce borçluya ödeme emri tebliğ edilmiş ve takibat muamelelerine girilmiş olduğundan yukarıda açıklanan kanun hükümleri de göz önünde bulundurularak, sözkonusu amme alacağının tahsiline mirasçıların durumu nazara alınmaksızın ……………………’un terekesinden tahsil suretiyle başlanılması, haczedilmiş malların bulunması halinde ise haciz devam ettirilerek haciz konusu malların satış işlemlerine geçilmesi, haciz ve teminat bulunmayan hallerde ise alacağın doğrudan terekeden tahsil edilmesi gerekmektedir.
Bununla birlikte sözkonusu terekenin amme borcunu ödemeye yetecek durumda olmaması halinde mirası reddetmemiş mirasçılara başvurulabilecektir. Bu durumda mirasçılar, ölenden maddi hiçbir varlık iktisap etmemiş olsalar bile, hisseleri oranında kişisel varlıkları ile sorumlu olacaklardır. Ancak hisselerine göre kendi varlıkları ile sorumlulukları için kendilerine ayrıca ödeme emri çıkarılacağı tabiidir.
Diğer taraftan yine yukarıda mezkur koruma hükümleri ile birlikte ilgi yazınıza ekli vukuatlı nüfus kayıt örneğinden anlaşılacağı üzere muris …………………….. mirasçıları sağ kalan eş ile birlikte beş adet altsoy çocuk bulunduğundan, söz konusu mirasçıların miras hisseleri:
-Sağ kalan eş %25 -Çocuklardan her biri %15’e tekabül etmekte ve takibe konu borçtan sorumlulukları yapılan açıklamalar çerçevesinde dairenizce tespit edilerek takibe geçilmesi gerekmektedir.
Bilgi edinilmesini ve gereğinin buna göre ifasını rica ederim.
Başkan a. Grup Müdür V.
|