T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü

Usul Müdürlüğü

    

 

Sayı     : B.07.1.GİB.4.34.19.02/VUK-1/229                                      13/06/2007*4650

 

Konu   : Devremülk satışının vergilendirilmesi ve belge düzeni hk.

 

                                                          Sayın: ……………….

 

 

İLGİ: 24.01.2007 tarihli dilekçeniz.

 

            İlgi dilekçeniz incelenmiştir. 

 

            Konuya ilişkin olarak Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğünün 16.05.2007 tarih ve 10178 sayılı yazılarında belirtilen hususlar da dikkate alınarak, gerekli açıklamalar aşağıda yapılmıştır.

 

            Bilindiği üzere; 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 13. maddesinin birinci fıkrasında kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı belirtilmiş, maddenin ikinci fıkrasıyla da safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

 

            Öte yandan, 193  sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazancın tarifinin yapıldığı 37. maddesinde her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu hükme bağlanmıştır.

 

            Aynı Kanunun bilanço esasında ticari kazancın tespiti ile ilgili 38. maddesinde ise, “Bilanço esasına göre ticari kazanç teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce;

 

1-     İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir.

2-     İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

 

Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında Vergi Usul Kanunu’nun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41. maddeleri hükümlerine uyulur.” hükmü yer almaktadır. 

 

             Gelir Vergisi Kanununun ticari kazancın tespitine ilişkin hükümlerinin incelenmesinden ticari kazancın tespitinde tahakkuk esasının benimsendiği anlaşılacaktır.

 

            Diğer taraftan, devre tatil sözleşmelerinin içerdiği şartlar dikkate alındığında bu sözleşmenin bir gayrimenkulün belirli bir süre kullandırılmasına mahsus kira akdi olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Ayrıca, söz konusu şirketin devre tatil pazarlaması işini ticari faaliyet olarak yürüttüğü de dikkate alındığında anılan işin “devre tatil hakkı satışı” olarak nitelendirilmesi gerekmekte olup, devre tatil hakkı satışı işinden elde edilen hasılatın tamamının elde edildiği dönemde gelir  olarak kayıt edilmesi gerekmektedir.

 

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, kurumlar vergisi açısından vergiyi doğuran olayın satış işleminin gerçekleşmesiyle meydana geldiğinin kabulü gerektiğinden, devre tatil bedellerinin de satışının yapıldığı dönemin hasılatına dahil edilerek vergilendirilmesi gerekmektedir.

 

 Diğer taraftan; “Devre Mülk Hakkı” Kat Mülkiyeti Kanununun 57’inci maddesinde; “Mesken olarak kullanılmaya elverişli bir yapı veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine bu yapı veya bağımsız bölümden yılın belli dönemlerinde istifade hakkı, müşterek mülkiyet payına bağlı bir irtifak hakkı olarak kurulabilir.” şeklinde tanımlanmış olup, 58’inci maddesinde ise; bu hakkın tapu sicil müdürlüğünde düzenlenecek resmi senetle kurulacağı hüküm altına alındıktan sonra,  anılan Kanunun 60’ncı maddesinde de; “Ana taşınmaz mal ile bağımsız bölümlerin ve müstakil yapıların tapu kütüklerinin beyanlar hanesine, bağımsız bölüm veya yapı üzerinde devre mülk hakkı kurulduğu işaret edilir ve düzenlenecek tapu senedinde de bu husus belirtilir.” hükmüne yer verilmiştir. 

Bu düzenleme ile ; devre mülk hakkına sahip olacak kişilerin, üzerinde devre mülk hakkı kurulacak meskenin müşterek maliki olmaları öngörülmüştür. Bu husus, devre mülk hakkının müşterek mülkiyet payına bağlı bir irtifak hakkı nitelemesi ile de perçinlenmiştir. Bu durumda devre mülk hakkı sahibi hem müşterek mülkiyet hakkını hem de irtifak hakkını elinde bulundurmaktadır.

 

Devre Tatil Sözleşmesi, “Devre Tatil Sözleşmeleri Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin” 4’üncü maddesinde; “En az üç yıl süre için yapılan ve bu süre zarfında yıl içinde, belirli veya belirlenebilecek ve bir haftadan az olmayacak bir dönem için bir veya daha fazla sayıdaki taşınmazın kullanım hakkının devri ya da devri taahhüdünü içeren sözleşme ya da sözleşmeler gurubunu, ifade eder.” şeklinde  tanımlanmıştır

 

Buna göre; devre mülk hakkı, ayni nitelikte bir irtifak hakkı iken, devre tatil hakkı sadece işletmeciye karşı ileri sürülebilen kişisel bir haktır.

 

Diğer taraftan; 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 229’uncu maddesinde fatura; “satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika”, şeklinde tanımlanmıştır.

 

Aynı Kanunun 231/5 maddesinde ise, “Fatura malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün  içinde düzenlenir. Bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır.” hükmüne yer verilmiştir.

 

Bu açıklamalara göre; devre mülk satışlarında malın teslimi  devre mülk hakkının (irtifak hakkı) tapuya tescili ile hüküm ifade edeceğinden,  faturanın satışların vadeli olup olmamasına bakılmaksızın tescil tarihinden itibaren yedi gün içerisinde düzenlenmesi gerekmektedir.

 

Devre  tatil satışları ise tapuya tescil edilmediğinden, bu satışlara ait faturanın düzenlenmesinde  sözleşmenin imzalandığı tarihin dikkate alınması gerekmekte olup, ödemenin şekline bakılmaksızın  faturanın sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren yedi gün içerisinde düzenleneceği tabiidir.

 

Bilgi edinilmesini rica ederim.

                                                                                                                                                                 

 

Başkan a.
Grup Müdür V.